28 Kasım 2010 Pazar

aşk bir kapı çalarsın çalarsın açılmaz ki...

Ben çalamadım o kapıyı. Çalsam da olmazdı zaten. Bile bile zorlamaya gerek yoktu. Boş hayaller kurmaya, kendimi inandırmaya...
Ayrı iki kutup.
Ayrı iki dünya.
Sadece "aşk"tı bendeki adın.
"Sen"di aşkın adı.
Aşıktım
Aşığım...

Birgün belki avaz avaz adını haykırırım.
Hiçbirşey beklemeden.
Belki bir gün
Benim kapımı da çalar cesaret.

Kapıyı bir tıklatsaydın yüreğime girmeden önce...

21 Kasım 2010 Pazar



Öyle sessiz sedasız alsam kendimi yanıma...
 
Gitsem...



 
 
 
 
 
 

11 Kasım 2010 Perşembe


"Ağla yaralı kalbim hepsi yalan
Ağla bir avuç küldür elde kalan"
 
Bazen kendime kızıyorum, aslında kendime hep kızıyorum ben... Nerde imkansız bir şey var işte ben ordayım. E bu genelde de kalbim ile ilgili olan şeyler malum. Nasıl bir çekim gücüyse bendeki nerde acı, imkansızlık var direk beni buluyor. Ya da ben seçiyorum itinayla.. Beni tanıyanlar bilir aşık oldum mu tam olurum ben. ki genelde hep ben aşık olurum :)

Dertli dertli şarkılar, damar sözler, hüzünlü gözler. Beni tanımayan biri bile şıp diye anlar körkütük aşık olduğumu. Ama kendimce yaşarım. O kişi bunu bilmez asla. Eskiden olsa gider söylerdim, bilmeye hakkı var diye düşünürdüm. Bir insanın kalbinde yer ettiğini bilmeliydi. Çok güzel bir şeydi bu çünkü.

Ama yaşadıkça öğreniyor insan.
Değeri bilinmiyor.
 
"A be akılsızım bir kalpte yer verilmiş sana hem de en güzel yerinden, niye bilmezsin ki değerini" demek istiyor insan. Ama olmuyor.
Ve bu nedenle zaman geçtikçe duygular gizli gizli yaşanıyor. Bir bakışı sana dünyaları veriyor, yada bir gülüşü. Bir kez görebilmek için ayak basmadığın yer kalmıyor. Ona az da olsa benzeyen biri yüreğini ağzına getiriyor. Hiç olmayacağını bilsen bile belki diyorsun belki görebilirim onu. Güne bu umutla başlıyorsun. Ama imkansız ya, olmuyor ya bile bile acıyorsun.

Hele bir de deli çağlarınsa hayallerin ucu bucağı yok. Kurdukça kuruyorsun.

Ama ben o evreleri çoktan geçtim artık. Öle uçuk hayaller kuramıyorum beynimde bir otokontrol sistemi var sanki :)

Bir şey de beklemiyorum aslında. Beni sevsin diyemiyorum çünkü ben onu sevmiyorum. Sevmem için tanımam gerek ama tanımıyorum.
 
Bir suret beni kendine aşık eden, güzel bir yüz, tatlı bir gülüş. Ben gördüğüm yüze aşık oluyorum. Ondan bunları beklemiyorum.

Ama istiyorum ki etrafımda olsun, onu göreyim, sohbet edeyim, gülelim beraber...

7 Kasım 2010 Pazar


ve gün açtı kapılarını geceye
"buyur" dedi en baş köşeye...

4 Kasım 2010 Perşembe

2 Kasım 2010 Salı



Bir korkak gibi seviyorum seni
Hem her gördüğüme anlatıyorum
Hem en derinde saklıyorum gözlerini
Bir tek sana söyleyemiyorum
Sevdiğimi...


Olmayacak duaya amin diyorum
Keşke olsa diyerek iç geçiyorum.
Olmayacağını olamayacağını bile bile seviyorum.


Bir an çıkıyor aklım yerinden
Ayak basmayan hayallere dalıyorum
Neler kuruyorum senle ilgili
Neler söylüyorum avaz avaz


Sonra bir kabus gibi kan ter içinde uyanıyorum
Aklım başıma geliyor
Ayaklarım yere basıyor

Yine anlıyorum
Ama atamıyorum kalbimden seni...




Çıksam diyorum karşına,
Söylesem benim için ne ifade ettğini.

Sonra birden duruyorum
Kendimi senin karşında öylece hayal ediyorum
Tam söyleyecekken
Susuyorum.


Bir çocuk gibi mahçup büküyorum boynumu
Korkuyorum
Söylemek istediğim herşey koca bir düğüm gibi boğazımda
Yutkunuyorum.


Bir damla gelip oturuyor göz pınarıma
Akmakla akmamak arasında
Yine yenik bir duygu çöküyor omuzlarıma
Bir selam veriyorum sonra
Sadece bir selam
Havadan sudan sorularla
Sonra gidiyorum

İçimde biriktirdiğim tüm duygularla
Kullanılmayan cümlelerimle
Ve yine içimdeki gizli SEN le

Gidiyorum...

Adım adım


Senin neleri sevdiğini merak etmek ve sevmek aynı şeyleri. Ben olmaktan çıkmak, SEN olmak.



Senin gezdiğin yerlerde, seni görebileceğim yerlerde dolaşmak. Adım adım. Sen nasılsan öyle olmak. Kendini unutmak. Aşkın girdiği kapıdan mantığı çıkarmak. Sil baştan herşeye yeniden başlamak SEN gibi SENİN gibi.



İşte bu AŞIK olmak.